GüncelMakaleler

GÜNCEL | Bu Paslı Kilit Kırılacaktır!

"Bu savaşta bizim en büyük silahımız, haklı ve meşru oluşumuzdur. Elbette ki, bu tek başına kazanmamız için yeterli değildir. Bunun için kararlı ve istikrarlı bir mücadele çizgisi gerekir"

Faşist Türk devleti iç ve dış politikada saldırganlık siyasetine kilitlenmiştir. Ülkede ve bölgede mevcut güçler dengesi, yaşanan ekonomik kriz iktidarı çaresizlik içinde, çare aramaya sevk etmiştir.

Ve tüm bunlara ek olarak, AKP iktidarının içerde kurmaya çalıştığı çürük binanın kolonlarının gün geçtikçe çökmesi bu cephedeki, telaşı daha bir artırmaktadır. AKP iktidarı için artık yalanlar tükeniyor. Ve gerçekler açığa çıktıkça ne çılgın projeler söküyor ne de iktidar sopası.

TC Ortadoğu’da siyasal İslamcı çeteci gruplar aracılığıyla, halklara karşı kanlı bir savaşa girişti. Amacı siyasal İslamcı bloklaşmanın merkezine oturarak, bölgede kendine geniş bir alan açmaktı. Ama TC’nin bu planı önemli oranda çökmüş görünüyor. Gelinen aşamada TC’nin tek dostu, Katar kalmıştır.

Başta Suudi Arabistan olmak üzere, Körfez’in diğer ülkeleri, TC’yi yalnızlaştırmaya çalışıyorlar. Katar ise, Türkiye’de birçok zenginlik kaynağına sahip olmuştur. Petrolde elde ettiği büyük servetlerle siyasal İslam kardeşliği gölgesinde saraya kimi yardımlar yapmaktan da geri durmamıştır.

Hiç kuşkusuz TC hala bölgede bir işgalci konumundadır. Dolayısıyla bölgede yalnızlaşması yetmiyor. Bu belanın bölgede sökülüp atılması gerekir. Bu anlamıyla bölge sokaklarında, hangi gerekçeyle olursa olsun TC’nin işgalciliğine karşı, yapılan her itiraz objektif olarak, ilerici devrimci güçlerin yürütmüş olduğu haklı ve meşru mücadeleye katkı sunuyor. Elbette ki, asıl sorun bu tepkilerin devrimci kanallara akıtılarak politikanın geliştirilmesi sorunudur.

Yani stratejik hedeften sapmayarak, düşmanlar arasındaki çelişkilerden yararlanma, taktikler geliştirebilme yeteneğini ve ustalığını kazanabilme sorunudur. Tüm bunları yapmak bir güç gerektirir. Ama bu güce ulaşmanın yolu da bölgenin tüm bu özgünlüklerini hesaba katacak siyasi ustalıktan geçer.

Bu konuda Kürt özgürlük hareketinin pratiğinde ve bölgenin diğer, ilerici ve devrimci güçlerinin tarihi tecrübelerinden öğreneceğimiz çokça şey vardır. Kısacası sorun yalnız bölgedeki emperyalist güçleri ve işgalcileri teşhir etme sorunu değildir. Asıl sorun bunlardan nasıl kurtulacağımız sorunudur. Bunun için de hem mücadele deneyimlerinden öğrenmek hem de cüretle, cesaretle kokuşmuş çürümüş bu gerici faşist sistemlere karşı can bedeli bir mücadele hattı örmektir.

Siyasal İslam bölge halklarının bağımsız düşünme, sorgulama düşünüş tarzına vurulmuş paslı bir kilittir. Bu kilit mutlaka kırılmalıdır. O kapının arkasındaki, karanlık odalara ışık tutularak geniş yığınlar gerçeklerle yüzleştirilmelidir. Bakınız AKP iktidarı döneminde siyasal İslam, Tarikatlar, Cemaatler toplumun bir kesimini daha da yozlaştırıp, çürüttü. Kadercilik itaat kültürü bir yaşam biçimine dönüştü.

AKP iktidarı belki “dindar” bir gençlik yaratma hedefine ulaşmadı ama toplumsal sorunlardan uzaklaşan, kısa yoldan servet sahibi olmaya çalışan, emek değerine yabancılaşan bir gençliğin ortaya çıkmasını sağladı. Mesele sadece son günlerde bu hırsızların, hırsız ve arsız çocukları üzerinde yürütülen tartışmalarla sınırlı değildir. Asıl problem böylesi şatafatlı bir yaşama ulaşamayan, ama buna ulaşmayı isteyen milyonlarca gencin varlığıdır. Çürümenin bu kadar derin ve boyutlu olduğunu görmemiz gerekir.

Hırsızların, arsızların rol modeli olduğu bir coğrafyada, halkların geleceği için gündüzleri de en az geceleri kadar karanlıktır. Tabii ki, tüm bunlar bir durum tespitidir. Ve umutsuzluğu değil, görevlerimizin ağırlığına işaret etmektedir. Unutmamak gerekir ki, “zor sınavlar, güçlü insanlar yetiştirir.”

Tüm bu baskılara, yozlaştırma ve çürüme politikalarına karşı, devrimciler ve komünistler geniş yığınları da kapsayacak o umudu yaratacaklardır.

Bu çürümüş tablo egemen sınıflar için bir kader olabilir, ama sınıf bilinçli proletarya ve ezilen halklar için bu asla bir kader olamaz. Bilakis değiştirilmesi gereken ve tarihin çöplüğüne gömülmesi gereken bir karanlık tablodur. Çünkü ezenlerle ezilenler arasında asla bir kader birliği olmaz. Bu sınıf savaşımın inkarıdır.

Bu savaşta bizim en büyük silahımız, haklı ve meşru oluşumuzdur. Elbette ki, bu tek başına kazanmamız için yeterli değildir. Bunun için kararlı ve istikrarlı bir mücadele çizgisi gerekir. Bunun için geniş yığınların pratik tecrübeleriyle bu haklı savaşımın birer öznesi haline gelmesi gerekir.

Ne diyordu büyük enternasyonalist komutan Che Guevara; “Savaşan kaybedebilir, savaşmayan çoktan kaybetmiştir.”

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu