Manşet

Deri-İş Tuzla Şube Genel Kurulu üzerine

Deri-İş Sendikası Tuzla Şubesi’nin 30. Genel Kurulu 25 Kasım 2012 günü gerçekleşti. İki listenin yarıştığı seçimlerde DDSB’nin de içinde yer aldığı Binali Tay’ın başkan, Haydar Canpolat’ın sekreter olduğu liste çok az bir farkla kazandı. Deri-İş’in üyelerinin % 80’inin yer aldığı Tuzla’da 155 delege şube kurulunda ülke ve sınıf hareketi üzerine görüşlerini dile getirdiler.

Deri-İş Sendikası’nın Tuzla Şubesi köklerini Kazlıçeşme’deki deri işçilerinin mücadelesinden almaktadır. 1980 öncesinde olduğu gibi cunta sonrasında da örgütlülüklerini koruyan deri işçileri, 1980 sonrası ilk grevlerden birini 1987’de 120 gün sürdürerek haklarını korumayı bilmiştir. Deri patronları örgütlü işçiler karşısında çareyi Tuzla’ya ve Çorlu’ya kaçmakta bulmuşlar ancak sendika her iki yerde de örgütlülüğünü büyük mücadeleler ile kurmuştur. Çorlu örgütlülüğü 1990’ların sonunda dağılırken Tuzla kendi örgütsel bütünlüğünü korumuş ve OSB’de yer alan 20’yi aşkın fabrikada toplu sözleşme imzalayarak kayda değer ekonomik ve sosyal hakları koruyabilmiştir.

1992’de Tuzla’ya gelen deri işçileri tüm yokluklara karşın dayanışma ve mücadele ile hem haklarını kazanmışlar hem de OSB’nin dört bir yanına kurdukları mahallelerle bölgeyi şehrin bir parçası yapmışlardır. Onlarca fabrikanın önünde kurulan direniş çadırları ile OSB çadır kente dönmüş, hemen her gün jandarma ile yoğun kavgalar yaşanmıştır. Tuzla deri işçilerinin mücadelesi MGK toplantılarına konu olmuş, mücadeleye önderlik eden sınıf devrimcileri ve diğer öncü işçilerin işçilerle bütünleşerek verdiği mücadele sistemin saldırılarının artmasına sebep olmuş ancak işçiler kazanmıştır. Bu dönemde silahlı saldırılar, görevden almalar, tutuklamalar eksik olmamış, işçiler bu saldırılara karşı ortak şekilde iş bırakarak cevap vermişler ve saldırıları boşa çıkarmışlardır. Tuzla deri işçileri işçi sınıfı içinde saygın konumunu mücadeleci yönüyle ve yalnızca kendi gündemiyle yetinmemesi, diğer işçi mücadelelerini desteklemesi ve toplumsal eylemlere kitlesel ve coşkulu katılmasıyla kendisini göstermiştir. Buna en temel örnek hapishanelerde süren ölüm oruçlarına destek için iş bırakmasıdır.

Ancak 1990’ların sonunda ve 2000’lerin başında Tuzla deri işçilerinin mücadelesi gerileme dönemine girmiştir. Bu durum ülke genelindeki siyasal atmosferden bağımsız değildir. İşçiler arasındaki devrimci demokratik güçlerin örgütlülükleri büyük oranda dağılmış, sendika belirli mücadeleler sürdürmesine karşın 1990’lardaki başarılarına imza atamamıştır. 90’lar süresince ve 2000’lerin ilk yıllarında yönetimde yer alarak sürece önderlik etmede büyük emek veren DDSB’liler de bu sürecin parçası olmuş ve ciddi sorunlar yaşayarak gücünü ve etkisini ciddi oranda zayıflatmıştır. Buna karşın halen DDSB havzada belirli bir örgütlülüğünü koruyan, işçiler arasında saygıyla anılan bir “anlayış”tır.

1990’larda ve 2000’lerin başlarına kadar DDSB olarak yönetimlerde yer alarak süreci ilerletmeye çalıştık. 2006’daki 28. Genel Kurul’da içinde yer aldığımız liste kaybetti ve şu an 3. sefer seçilen Binali Tay’ın başkanlığındaki liste kazandı. Ancak yeni seçilen yönetim birçok eksikliğine karşın demokrat işçilerin de etkin olduğu bir yönetim olmasına karşın sağlıklı ve verimli ilişkiler kurulamadı, iç örgütlülüğümüz ileriye taşınamadı. 2009’daki 29. Genel Kurul’da yönetimin Tuzla deri işçilerinin mücadeleci geleneğini ileriye taşıyamadığı gerekçesiyle muhalif bir liste ile seçime hazırlandık ancak az sayıda farkla seçimi kaybettik.

Bu iki dönemde de sendikanın hareketliliği oldukça sınırlı kaldı. 90’lardaki direniş ve mücadele geleneğinden uzaklaşıldı. Bu dönemde mücadeleci işçilerin emekli olması ve yeni işçilerin işbaşı yapmasıyla havzadaki işçi profili büyük oranda değişti. Karadeniz, Sakarya gibi bölgelerden gelen işçilerin sayısal ağırlığı arttı. Daha çok muhafazakar görüşlere sahip olan bu işçiler doğrudan sendikalı olarak sendikal haklardan yararlanmışlardır ancak mücadele kültürü ve bilinçleri zayıftır. Bu doğal durumu değiştirmek ve işçileri sendikanın mücadeleci çizgisine çekmek şubenin göreviyken bu konuda başarılı olunmadığı açıktır. Başta DDSB olmak üzere devrimci demokratik güçlerden de yeterli destek alamayan yönetimi zorlayan bir gerçeklik de olmayınca tabanla bağın zayıfladığı açığa çıkmıştır. Temsilciler ve şube yönetimi genellikle 1990’lardan gelen, sendikal geleneğin içinde yetişen işçiler olmasına karşın işyerlerinde temsilcilerle işçiler arasında da kopukluk açığa çıkmış ve işyerlerinde yaşanan birçok sorun çözümsüz kalmıştır. Siyasal örgütlülükler zayıflayınca dedikoduların, kişisel çekişmelerin önü alınamamıştır.

Tuzla Şubesi açısından son dönemlerdeki en önemli gelişme Kampana direnişi olmuştur. Yıllar sonra OSB’de çadır kurulmuş ve 458 gün süresince önemli bir direniş örgütlenmiştir. Kampana direnişi havzada eski mücadele günlerindeki olumlu havanın yeniden solunmasını sağlamıştır. Hemen her hafta gerçekleşen kitlesel eylemler, çeşitli dönemlerde yapılan iş bırakma eylemleri, İstanbul’un çeşitli alanlarında yapılan eylemler, dayanışma ziyaretleri ile Kampana öncelikli gündem halini almıştır. Kampana’ya taşeron işçi getirilmesinin işçilerin temsilcilerle beraber kapının önüne etten barikat örülerek engellenmesi, İzmir’den sürgüne gelen Savranoğlu işçilerinin sahiplenilmesi, Savranoğlu işçilerin geldikleri ilk gün fabrikada kalmaları nedeniyle fabrikayı çeviren kolluk kuvvetlerine karşı net bir duruşun sergilenmesi, direnişçi işçilerin ihtiyaçlarının ortak şekilde çözümlenmesi ve her gün belirli fabrikaların çadırı ziyaret etmesiyle 458 gün Tuzla OSB eylem alanına çevrilmiştir. Patronun fabrikayı kapatmasıyla direniş sonlanmıştır ancak sergilenen mücadele pratiği sayesinde birçok fabrikada işçiler sendikalı olmuş ve direniş korkusu yaşayan patronlar sendikayla anlaşma yolunu tutmuştur. Kampana direnişi havzadaki devrimci demokratik işçilerin ortak çalışmasını geliştirmiştir. DDSB de aktif olarak direnişe katkı sunmuştur. İşçi profilinin değişmesi, demokrat işçilerin sayıca azlığı ve sendikanın geleceği konusunda bu direniş sürecinde düşünceler paylaşılmıştır.

30. Genel Kurul öncesinde Tuzla Şubesi tarihinde bugüne kadar yaşanmayan bir süreç açığa çıkmıştır. Delege seçimleri öncesinde başlayan bir çalışma ile delege seçimlerinde işçiler arasında bölgeci ve mezhepçi yaklaşımlar açığa çıkmıştır. Kürt-Türk, Alevi-Sünni ayrışması ve ayrımcılığı baskın hale gelmiştir. Bu ayrımcılık karşılıklı şekilde gelişmiştir. Bunun belirli sebepleri elbette vardır. Bu durum ülke genelindeki siyasi atmosferden, AKP’nin ve hakim sınıfların politikalarından bağımsız değildir. Şovenizm, mezhepçilik körüklenmektedir. Tuzla AKP’nin hakim olduğu bir bölgedir. Yalnızca Tuzla OSB’deki deri işçileri arasında gücü zayıftır. Her alanı ele geçirmeyi amaçlayan AKP için Tuzla’da Deri İş Sendikası’nın muhalif kimliğinin kırılması önemlidir. Çünkü Tuzla deri işçileri sendikaları ve zaman zaman açığa çıkan örgütlü güçleri ve eylemleri ile köle cenneti haline getirilen Tuzla’da ayrık bir duruş sergilemede ve işçilere “kötü örnek” olmaktadır. Ayrıca başta kentsel dönüşüm olmak üzere birçok temel rant alanında uygulanacak politikalarda mahallelerde oturan deri işçilerini temsilen sendika karşılarına çıkmaktadır. Yalnızca AKP açısından değil Türk İş yönetimi açısından Tuzla Şubesinin değişmesi Deri İş’in genel çizgisini değiştirmeyi mümkün kılacaktır. Deri İş’in son yıllarda Ankara, İzmir, Trakya, Gerede, İstanbul, Düzce gibi şehirlerde yürüttüğü mücadele ve Sendikal Güçbirliği içindeki konumu Türk-İş’in de tepkisini çekmekteydi. Delegelik seçimi süresince AKP Tuzla İlçe Teşkilatının, AKP’li vekillerin ve Türk-İş yöneticilerinin yakın ilgisi, havzadaki az sayıda faşist işçinin provokatif yaklaşımları bu duruma açığa sermektedir.

İşçiler arasında özellikle Karadenizli işçiler arasında Kürt ve Alevi düşmanlığı yapılması,“bugüne kadar onlar yönetti, biz çoğunluğuz, bu sefer biz yöneteceğiz” denmesi, sınıfın sorunları yerine sendikayı ziyaret eden BDP’li vekiller, sendikadaki TC bayrağının ufaklığı, Yılmaz Güney posterinin ve devrimci yayınların bulunması gibi konular öne çıkartılarak şovenist yaklaşımlar sergilenmiştir. Fabrikalarda bugüne kadar olduğu gibi ortak ve karma delege listeleri yerine memleket esasına göre delege listeleri çıkarılmış, birçok fabrikada önemli gerilimler yaşanmıştır. Bazı fabrikalarda sendikal mücadeleye delegenin ne katacağı değil, memleketi öne çıkarıldığı için hiçbir mücadelede yer almayan işçiler dahi delege seçilmiştir. Sendikanın mücadeleci çizgisiyle kazanılan haklar arasında bağı göremeyen işçiler açısından toplumsal eylemlere ve direnişlere katılmadan, işverenlerle pazarlık halinde hakların korunabileceği anlayışı güçlendirilmek istemiştir. Yine iki dönemdir yönetimin çeşitli tutumlarına da işçiler arasında tepki gelişmiş ve yönetimin yıpranması nedeniyle de birçok işçi ikinci listeye sıcak yaklaşmıştır.

Bu ayrımcı ve saldırgan yaklaşıma karşı tüm demokrat, duyarlı güçlerle beraber DDSB olarak aktif şekilde karşı çıktık. Hem kitle toplantılarında hem de bire bir görüşmelerde bölgeselciliğe, mezhepçiliğe, şovenizme karşı görüşlerimizi aktardık. Sistemin planlarını anlattık. Sendikalar yasası ve ulusal istihdam stratejisi ile sistemin saldırılarına karşı birlik ve mücadele içinde olmamız gerektiğini savunduk. Tüm deri işçilerini temsil eden, memleket ayrımı yapmayan, mücadeleci işçilerin, sendikaya emek veren işçilerin yer aldığı ortak listeyi savunduğumuzu, ancak böyle bir listeyle sendikanın saldırılara karşı güçlü bir duruş sergileyebileceğini belirttik.

DDSB olarak tüm demokratik güçlerle ve öncü işçilerle beraber hareket etmeye özen gösterdik. Ancak ortak çalışmaların dışında kendi bağımsız çalışmamızı da yürüttük. Delegelerle bireysel ve kitle toplantıları gerçekleştirdik. Bölgeci temelde ayrı liste çalışmasına katılan işçiler arasında bu durumun yanlışlığına dair ikna çalışması yaptık. Şube yönetimi ile bu durumun ortaya çıkış sebepleri, sendika yönetiminin zayıf yönleri ve hataları ile geçmiş süreç üzerine değerlendirmeler yaptık, eleştirilerimizi yönelttik, kendi hatalarımızın özeleştirisini yaptık, tüm bunları kitleyle de paylaştık.

Ancak içinde yer aldığımız tüm çabalara karşın havzadaki kutuplaşmayı ve iki liste çalışmasını engelleyemedik. Muhalif olarak ortaya çıkan liste memleketçi ve mezhepçi tutumları sonucunda havzadaki çoğunluğu sayesinde elde ettiği delege çoğunluğuna güvendiğinden ısrarından vazgeçmedi. DDSB olarak bu kritik anda demokratik, öncü işçilerle güçlü bir liste hazırlanmasını doğru bularak adımlarımızı attık ve Binali Tay’ın başkanlığındaki listeyi yenileyerek ve mücadeleci işçilerin yer aldığı bir liste hazırlayarak seçime hazırlandık.

Genel kurulda demokrat işçiler kürsüyü etkin şekilde kullanarak görüşlerini dile getirdiler. Ayrımcılığa, şovenizme karşı işçilerin birliğinin önemine değinildi, AKP’nin saldırı politikaları ve işçi sınıfına sunulan kölece çalışma şartları anlatıldı, Kürt sorununa demokratik çözüm talep edildi ve Suriye’de emperyalizmin taşeronu olunmaması çağrısında bulunuldu, teslimiyetçi Türk-İş yönetimi eleştirildi ve sınıf sendikacılığı perspektifiyle fiili meşru mücadele çağrısı yapıldı.

Genel kurul bu anlamda olumlu bir havada gerçekleşti. Karşı listeden seçilen delegeler de olumlu mesajlar verdiler. Salonda en sık atılan slogan “Birlik-Mücadele-Zafer!”oldu. Genel kuruldaki konuşmaların ve öncesinde yapılan çalışmaların olumlu etkisi oldu ki, karşı listeden seçilen birçok delegenin oyunu alan birinci liste seçimi kazandı.

Bugün gelinen noktada işçi sınıfını önemli saldırılar beklemektedir. Esas işte taşeron işçi çalıştırılması, 30’dan az işçi çalıştıran işyerlerinde sendikal güvencenin kaldırılması, tekstille deri işkolunun birleştirilmesi sayesinde işkolu barajının yükselmesi ve bu nedenle toplu sözleşme hakkını kaybetme tehlikesinin açığa çıkması, 2013’de toplu sözleşme görüşmelerinin başlayacak olması ve yeni fabrikaların örgütlenmesi gibi önemli görevler karşımızdadır. Buna karşı çıkarken geçmişten de ders alarak çalışmalarımızı sürdürmeliyiz. Gerici politikalardan etkilenen işçilerin ikna edilmesi ve sendikanın iç örgütlülüğünün sağlamlaştırılması oldukça önemlidir. (Tuzla DDSB)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu