Manşet

Çorum’un göğüne İbrahim’i işlemek…

19 Mayıs akşamı Taksim’de gerçekleşen anmanın ardından o gece otobüse binip Çorum’a gidecektik. Gece 12.00’de gelememenin hüznünü yaşayan yoldaşlarla vedalaşarak otobüsümüze bindik.

Yoldaşların bir kısmı otobüsün arka tarafında yerlerini alıyorlardı. Yüzlerinde muzip bir gülümseme vardı. Herkes bilir ki; otobüsün arka kısmına oturanlardaki bu muzip ifadenin anlamı sabaha kadar türküler, marşlar söylenecek ve önlerde uyumak isteyenler bu coşkunun kurbanı olacaklardır elbette!

Keza sonuç da öyle oldu.

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar devrimci marşlar, halk türküleri dilimizden düşmedi. Bizimle birlikte gelen analar da tek tek türkü söyleyerek katıldılar bu coşkuya. Sabaha doğru otobüse tam bir sessizlik hakimdi.

Gecenin lacivert rengi, söken şafağın etkisiyle açılıyor, dağların arasından ilerleyen otobüsümüz bu renk tufanının sessiz görkemi ile bitmek bilmeyen yolda ilerliyordu.

Dağların tepesinden gökyüzüne doğru ilerleyen aydınlığı gördüğümde biraz kestirmenin iyi olacağını düşündüm. Sabah iyice penceremize vurduğunda yoldaşlar, bizi Kızılırmak’ın “Günün ilk ışığı…” türküsüyle uyandırdılar. Aklıma “günün ilk ışığı vurunca dağlara”, yola düşen savaşçılar geldi. İçimde uyanan o hissi nasıl tarif edeyim bilemiyorum. Onların yanında olmak, onlardan bir olmak isteği ve yoldaşların özlemi… “Acaba şimdi ne yapıyorlar?” diye geçirdim içimden…

Yolculuk devam ediyordu. Ankara’da yoldaşlarla buluştuk. Amed’den yoldaşlar da bize katılınca yola çıktık. Türküler, marşlarla ilerliyorduk Çorum’a… İbrahim’i anıyor, sanatçılara ceza verilen türküleri durmadan söylüyorduk.

Jandarma karşıladı bizi mezarlığın girişinde. Arama noktaları kurmuşlardı. Tepelere asker konuşlandırmış, arama noktasının girişine TOMA yerleştirmişlerdi.

Mezarlığa yaklaştıkça içimdeki duygular başka bir hale bürünüyordu.

Evet biliyordum, İbrahim 90 gün işkence kalmış ve böyle şehit düşmüştü. Evet biliyorum, İbrahim şehit düştüğünde henüz 23 yaşındaydı. Bu devlet faşistti ve düşmanlığını Kaypakkaya’nın bedeni üzerinde bir kez daha kanıtlamıştı, bunu da biliyordum. Ama mezarlığa doğru her adım attığımızda içimde oluşan o duyguya engel olmuyordu bunları bilmek… Kaypakkaya’nın mezarını görmek, bu anlatılanları “anlatım” olmaktan çıkarıyordu çünkü. Tüm bu anlatımların vücuda gelmesiydi Kaypakkaya’nın mezarını görmek. Kaypakkaya’nın babasına verilen işkence edilen cenazesi olarak karşımda duruyordu ölümsüz önderin mezar taşı.

Saygı duruşu ve ardından konuşmalar… Analara söz verildiğinde havada elle tutulur  öfkeli ruhu hissetmemek mümkün değildi. Hele Özgür Kemal Karabulut yoldaşın annesi Sultan Ana’nın öfkeli konuşmasının etkisiyle birçok yoldaş, gözyaşlarını tutamadı.

Köylüleri de gelmişti İbrahim’in… Muhabir yoldaşlar onlarla sohbet ederken, köylülerden bir tanesi “Ne diyebilirim ki. Gerçekten ölümsüz bir önderdir o. Ona ne desek az” diyordu. Sade ve netti.

Gökyüzüne baktım. Hava pırıl pırıldı. İstanbul’un kirli göğü, burada yerini sahici ve top top bulutlara; altın renkli bir güneşe bırakmıştı yerini. İbrahim’in gözleri gibi aydınlıktı. Mayıs’ı kızıl rengini veren yoldaşlarımı düşündüm.

Ermeni halkının en yiğit evlatlarından olan yoldaşım Armenak’ı, önder yoldaş Kazım Çelik’i, İsmail Oral’ı, Hatice Dilek’i…

Gökyüzüne baktım yine… Bu göğü gerçekten hak edenlere, adları bu göğe işlenmesi gerekenlere, yani yoldaşlarıma karşı devletin düşmanlığı düşündüm. Sultan Ana’nın dedikleri hala kulağımdaydı; “Bizi düşman belleyenleri düşman belleyeceğiz, bizim evlatlarımızı ‘affetmeyenleri’ biz de affetmeyeceğiz!”

 

Çorum’da “İbo” olmak…

19 Mayıs gecesi saat 24.00’te önder yoldaşın mezar anması için toplanan Partizan kitlesinin gözleri ışıl ışıl parlıyor, gecenin karanlığını aydınlatıyor adeta. Ben gideceğimi bildiğim gündem beri heyecanlıydım ama şimdi saatler kala daha fazla heyecanlanıyordum.

Benim gibi bu yıl yeni gidecek olan yoldaşların da heyecanları gözlerinden okunuyordu. Araba hareket etmeye başladı. Yoldaşlar özellikle genç yoldaşlar, otobüs hareket eder etmez marşlarımızı, türkülerimizi söylemeye başladık.

Ertesi sabah Ankara’daki yoldaşlarımızla buluşup kahvaltı yaptık ve Çorum’a türkülerle yolumuza devam ettik. İlk kez İbrahim yoldaşın mezarına gitmenin verdiği coşku İbrahim yoldaşın köyüne ulaştığımızda; herkes büyük bir özenle görevine sarıldı, kortejdeki düzene ve atılan sloganlara gür bir şekilde katıldı.

Önder yoldaşın köyüne gitmenin, bastığı topraklara basmanın ben de uyandırdığı duygu çok başkaydı. 40 yıl önce ülkemiz topraklarına ekilen tohumların filizleri, mücadelenin devamcısı olarak devrimi zafere ulaştırma iddiası ile önder yoldaşı anmaya, bir kez daha mezarı başında andımızı okumaya gelmiştik.

İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin üzerinden 39 yıl geçmişti. Her geçen gün öfkemiz bilemekte ve bilincimizle birlikte harmanlanan irademiz çelikleşmektedir.

Mezarına ulaştığımızda yapılan açıklamadan sonra önce İbrahim yoldaşın annesi konuştu.  O sırada çeşitli duyguları bir arada yaşıyordum. Anne “beni yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederim. Hepiniz benim için birer İbo’sunuz” deyince çok duygusal anlar yaşadım.

Tüm şehit yoldaşlarımızın aileleri ailemizdir ve bizler aynı zamanda kocaman bir aile olmuşuz.  Bunu bir kez daha anlamıştım o an. Aynı zamanda mücadele kararlılığımız, bize bırakılan mirasın üzerinde yükseltme iddiamızın büyümekte olduğuna inancım pekişiyordu.

Görevlerimize daha sıkı sarılma zorunluluğu ve kızıl bayrağı İbrahim yoldaşın kuşandığı cesareti kuşanarak mücadeleyi yükseltme duyguları içinde döndüm.

 

Kaypakkaya’yı mezarı başında anmak…

Günlerdir Mayıs ayının kızıllığı ve direngen ruhuyla 18 Mayıs’a hazırlanıyorduk. Şehitlerimizin bıraktığı bayrağı dalgalandırırken, aynı zamanda ideolojilerini kavrayıp, mücadelelerini sahiplenmek ve bu yolda ilerlemek bizler açısından ayrı bir öneme sahip.

İbrahim Kaypakkaya’yı mezarı başında anmak için 19 Mayıs Cumartesi günü saat 24.00’te yola çıktık İstanbul’dan. Yolculuğumuz marşlar ve türkülerimizle geçti.

Ben ilk defa Çorum’a gidiyordum. Daha öncelerde de yoldaşlarımla uzun yolculuklar yapmıştım. Ama bu kadar coşkulu bir yolculuk geçirmemiştim. Yoldaşlarımın gözlerinden hem öfke okunuyordu hem de önderimizi anmanın, onun davasına sahip çıkmanın, bu yolun onurlu bir dava olduğu inancı…

İstanbul’dan yola çıktıktan sonra Ankara’ya gittik. Önce oradaki yoldaşlarla buluştuk, sonra oradan hep birlikte Çorum’a geçtik. Ankara’da ilgimi çeken bir şeyi paylaşmak istiyorum. Belediye binasına gittik lavabo ihtiyacı için. Orada çalışan bir belediye işçisiyle tanıştık. Ona neden burada olduğumuzdan bahsettik, İbrahim Kaypakkaya’yı anlattık ona. Ve belediye işçisi konuşmamızın ardından bizimle Çorum’a gelmek istediğini söyleyerek bize katıldı.

Bizimle anmaya katılan bir tek bu belediye işçisi değildi. Çorum’a gelmek için kiralanan otobüs şoförü de onunla yaptığımız sohbetlerin ardından Partizan şapkasını takarak eylemimize katıldı. Oysa o da İbrahim’i bu yolculukla tanımıştı.

Çorum’a vardığımızda kolluk kuvvetleri mezarlığın etrafını çevirmişti. Mezarlığın girişinde arama noktası kurulmuş ve asker mezarlığa yakın tepelerin başında siper almış bekliyordu. İbrahim’in mezarına ve yoldaşlarına “yoğun bir ilgi” vardı anlayacağınız.

Biz o gün orada bir kez daha katillerin hesap vereceğini ve şehitlerimizin kanının yerde kalmayacağını haykırdık.

İbrahim yoldaşın mezarı başına geldiğimde yoldaşın annesi mezarın başındaydı. Bizi gördüğünde; “İbrahim’in yoldaşları geldi. Oğullarım, kızlarım geldi, hepiniz birer İbrahim’siniz” demesi beni çok etkilendim.

Yoldaşı mezarı başında anmak çok farklı duygular yarattı bende. Ona ve onun şahsında tüm şehitlere verilen sözlerin yenilenmesi bu davaya olan inancımın daha da bilenmesi demekti, onu mezarı başında anmak.

Anma başladığında İbrahim yoldaşın ve diğer şehit düşen yoldaşların anneleri birer konuşma yaptı. Anaların öfkesi; İbrahim’i de sahiplenerek çocuklarını anlatmaları ve İbrahim yoldaşın mücadelesini sahiplenerek ant içmeleri bir kez daha doğru yolda olduğumuzu ve haklı bir mücadele yürüttüğümüzü gösterdi bize.

Anmanın ardından İbrahim yoldaşın köylüleriyle konuştuk. “Onu anlatır mısınız?” dediğimizde, onu anlatmanın birkaç cümleyle zor olacağını ve bizlerin anlattığını söyleyerek İbrahim yoldaşın tüm köyde çok sevildiğini, hala sahiplenildiğini, yiğitliyle-cesaretiyle anıldığını, onun hiçbir zaman ölmediğini söylediler.

Mezarlıktan ayrılırken bizler bir kez daha söz verdik. Onun anmak onurdur ve biz İbrahim yoldaşın ardılları olacak, düşen şehitlerimizin mevzilerini dolduracaktık.

Ve bir kez daha haykırıyoruz; onu anmak suçsa biz bu suçu işleyeceğiz. Analarımızın öfkesini bilenerek düşmandan hesap soracağız. Bizler tarih boyunca bedel ödedik ve ödemeye de devam ediyoruz ama bunların bir bir hesabını soracağız.

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu