Makaleler

Doğu Akdeniz enerji rezervleri ve İsrail’in eğilimi

Emperyalizmin Ortadoğu’da gelişmekte olan dengeleri pazar ihtiyacına göre dizayn edilmeye çalışılırken bölgesel dinamiklerin etkisi ve bölgesel çıkarlar doğrultusunda süregelen diplomatik ilişkiler de devam ediyor. Tüm bu gelişmeler hususunda emperyalizmin bölgesel iştirakleri ya diskalifiye edildi (Türkiye’nin Ortadoğu politikasından diskalifiye edilmesi gibi) ya da bölgesel çıkarlardan küçük çıkara dönüşen bir kâr marjıyla bölgesel rolü korunur bir şekilde dışta tutuldu. Tüm bu gelişmeler ekseninde hiç kuşkusuz Yemen’de Zeydilerin direnişi, Esad’ın iktidarını koruması ve en önemlisi de YPG’nin bölgedeki DAİŞ’e karşı direnişi bu dengeleri değiştiren başlıca etmenlerdir. Son olarak da İran’ın nükleer anlaşması ile gelinen aşamada bir dizi dengenin yerli yerine oturduğu ancak bunun da kendi içinde yeni bir çatışma evresi ve gücünü barındırdığını söyleyebiliriz. Bu gelişmeler ekseninde özgün olarak değineceğimiz konu ise İsrail’in son dönemdeki yönelimidir.

2010’daki “Mavi Marmara”nın ardından “gerilimli” olduğu iddia edilen, ancak özünde bölgesel politikaların ihtiyaçları doğrultusunda bir senaryo olduğu açık olan İsrail-Türkiye ilişkileri gelinen aşamada Doğu Akdeniz doğalgaz rezervleri üzerinde dönmektedir. Suriye politikasında ve devamındaki ABD’nin imtiyazları kapsamında omuzdaş olan bu iki ülkenin Ortadoğu’nun hamiliği konusunda bir yarışının olduğu açıktır.

Özellikle Avrupa ülkelerinin ulusal parlamentolarında ardı ardına Filistin devletinin tanınma kararlarının alındığı, İran’ın BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri (P5+1) ülkeleriyle vardığı “nükleer uzlaşma” sonrası ABD-İran arasındaki diyalogun geliştiği bir ortamda, İsrail’in “tecrit” halinden kurtulma stratejisinde, Doğu Akdeniz’in konumu ayrı bir önem taşıyor.

İsrail, 2010 sonrasında, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişkilerini geliştirmeye başladı. Mavi Marmara’nın ardından İsrail askeri uçaklarının “hava eğitimi” konusunda Türkiye tarafından iptal edilen Konya yerine Yunan hava sahasında etkinlik icra etme uzlaşısı, işbirliğinin ilk adımı olarak kaydedilebilirdi. Oysa işin askeri olduğu kadar, ekonomik cephesi de önemlidir. Zira enerji kaynakları ve İsrail doğalgazının Batı piyasalarına ulaştırılması gereksinimi ortaya çıktı. Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden, binlerce kilometreyi aşan bir boru hattıyla bu ihtiyacını karşılamaya çalışmaktadır.

İsrail’in bu noktada başarılı olup olmayacağı başka bir tartışma konusu. Ancak ne var ki Yunanistan’ın üyesi olmakla birlikte sorunlu ilişkilerinin olduğu AB, bu çerçevedeki maliyetli bir projeye sponsorluğu ayrı bir yerde durmaktadır. Zira Yunanistan’ın yaşadığı ekonomik kriz de böylesi bir askeri ve ekonomik eğilim emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda farklı bi mecrada gelişerek yansıyan bir kemer sıkma politikasını ortaya koymaktadır. Öte yandan söz konusu Doğu Akdeniz rezervleri olduğu için bu süreç ister istemez Türkiye’nin de dahil olduğu “münhasır ekonomik alanlar” ve Doğu Akdeniz’deki petrol, doğalgaz ve balıkçılık da dahil “ekonomik paylaşımlar” konusu ön plana çıkıyor.

 

Doğu Akdeniz kapsamında İsrail’in Kıbrıs eğilimi

Hiç kuşkusuz İsrail Doğu Akdeniz projesi kapsamında Türkiye’yi dışlayan bir politika işletmektedir. İsrail Kıbrıs görüşmelerinde Türkiye’yi muhatap almayarak süreci tekelinde yürütmek istemektedir. Bu kapsamda Netanyahu’nın Kıbrıs ziyareti dikkat çekicidir. Ortadoğu’da gelişen DAİŞ vb. türevlerinin bahanesini Kıbrıs’a taşıyan Netanyahu, burada enerji konularının yanı sıra, İran ve Hizbullah tehdidine dikkat çekerek bir İsrail askeri üssünün varlığının öneminden bahsetmektedir. Şu açık ki İsrail’in bölgedeki askeri üs varlığı bölgenin enerjideki rolünün kendi imtiyazlarında dönüştürülmesini hedeflemektedir. Sadece Yunanistan ve Kıbrıs ile değil aynı zamanda  AB ile de “ekonomik-güvenlik” ekseninde işbirliği kurmak, tecrit algısını kırmak için ilişkilerini yoğunlaştırmaya gayret ediyor.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu