MakalelerPusula

Beğenirsem yaparım, yapmadım çünkü gerekçem vardı!

Devrimcilik, örgütlü yaşam, örgütlülük mücadelemizde belki de her dönem tartışacağımız, tartışmamız gereken konulardan. Özellikle devrimci hareketin ciddi yenilgiler aldığı, gerilediği, toplumsal muhalefetle ilişkilerinin zayıfladığı dönemlerde, sözünü ettiğimiz bu tartışma daha yakıcı bir hal alıyor. Bu yakıcılık egemenlerin devrimci hareketin zayıflığından edindiği güçle toplum üzerinde yarattığı ideolojik etkiden kaynaklanıyor.

Evet, kabul etmeliyiz ki egemenler toplumun tüm kesimlerine yönelik kapsamlı bir ideolojik saldırı içinde. Devrimci harekete yönelik saldırılarla birlikte ilerleyen bu süreçte egemenlerin en önemli konu başlıklarını bireycilik ve benmerkezcilik oluşturuyor. Belki açıkça örgütlü olmayın, devrimcilik yapmayın denmiyor ama hakim hale getirilmek istenen düşünce ve duygunun bu olduğu açık.

Devrimci hareketin, devrimcilerin yanlışlarının bu tabloda rolü olduğunu söylemeye bile gerek yok. Tabloda hakim sınıfların yarattığı kafa karışıklığının da büyük etkisi bulunuyor. Bu kafa karışıklığını saflarımızda da gözlemlemek mümkün.

Söz konusu tartışma olduğunda bu hakkını sonuna kadar kullanan yoldaşların iş alınan kararların uygulanmasına geldiğinde bu hakkını kullanmadığını görmek mümkün. Alınan kararı, inisiyatifin taleplerini “kendi süzgecinden” geçiren ve istediği gibi yorumlayan, hoşuna gideni yapan bu bakış açısı “işin”, faaliyetin neden yapılmadığına dair her zaman söyleyecek çok sayıda gerekçe bulabiliyor. Ya da gönüllü bir şekilde geldiği alanda “örgütlü” faaliyet yürütmek isteyen(!) devrimcilere tanık olabiliyoruz. Örgütle ilişkisinde, faaliyetten, yapılması gerekenlerden, sorumluluklardan önce kendi ihtiyaçlarını dikkate alan ve örgütün kendisini anlamasını bekleyen, önce plan yapan ardından bunu örgüte dayatan, bu olmadığında kırılanlar, darılanlar… Bu bakış açısına göre örgütlülük bireyin yaşamını, duygu dünyasını darlaştırmakta, tek tip insan yaratmakta ve farklılıklarını yok etmektedir. Örnekleri çoğaltmak mümkün…

Bizler toplumsal bir altüst oluş için yola koyulmuş devrimcileriz. Ezilen yığınları örgütlemek, bilinçlendirmek ve harekete geçirerek bu sömürücü düzene bir son vermek istiyoruz. Karşımızda tepeden tırnağa örgütlü bir sistem var. Öyleyse bu hedeflerimizi yerine getirebilmemiz için bizim de tepeden tırnağa örgütlü olmamız gerekir. Bir örgüt olmak, belirlenmiş kurallar bütününe göre hareket etmek demektir. Elbette bu, belli bir disiplin içinde gerçekleşir. Söz ve eylem birliği ve bunun yaşama geçirildiği bir disiplin örgütlülüğün en önemli tutkalıdır ve yaşamsaldır. Bu olmadığında orada bir örgütten söz edemeyiz.

Herhangi bir konuya dair tartışma yürütüldükten ve görev belirlendikten sonra yapılması gereken bunu yaşama geçirmektir. Örgütün gücü tam da burada ortaya çıkar. Alınan kararların uygulanmadığı ve bunun bir tarz haline getirildiği bir durumda yaşam örgütlülüğün ihtiyaçlarından öte kendine göre belirleniyor demektir. Bu duruş ortamda hakim olduğunda orada örgüt tasfiye olur. Herkesin başına buyruk, beğendiğini, istediğini yaptığı anarşist bir çalışma ortamı ortaya çıkar. Böyle bir çalışma tarzı faaliyetin ihtiyaçlarını, belirlenen yönelimi yaşama geçiremez; orada artık bir çürümeden, üstelik sadece kendinin değil çevresiyle birlikte tüm bir örgütün çürümesinden söz edilmelidir.

Eğer örgütlü bir faaliyetten söz edeceksek orada bireyin iradesi örgütün toplam iradesine tabi olmalıdır. Birey kendini örgütün ihtiyaçlarına ve disiplinine göre inşa etmeli, ayak uydurmalıdır. Özgünlüklerimiz ve farklılıklarımız örgütlülüğün genel işleyiş ilkelerini değiştiremez. Ancak bu olursa farklılıkların örgütü zenginleştirdiğinden söz edebiliriz. Doğru bulduğumuz, kolayca yapabileceğimiz pratiklerde alınan kararları uygulamak genelde kolaydır. Tersi olduğunda devreye “ben”, “benim ihtiyaçlarım” girmektedir. Oysa gerçekten örgütlüysek asıl böyle zamanlarda alınan kararları ya da kolektifin politikalarını savunmalıyız. Örgütün gücü o zaman açığa çıkar. İrademizi örgütün iradesiyle birleştirdiğimizin en açık örneği o zaman yaşanmış olur. Örgütlü bir yaşam için örgütü var eden kuralların yaşama geçirilmesi gerekir. Bu belki “çok hoşumuza” gitmeyecek ama bir şey de kaybetmeyeceğiz, aksine irade ve eylem birliğimizi güçlendirmiş olacağız. Bu, örgütü örgüt yapan değerleri yok etmekten daha mantıklı değil mi?

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu