Güncel

Askerlik Hatırası!/Özgür Gelecek’ten

Yer Şemzînan-Gever(Şemdinli-Yüksekova) yolu üzerinde bulunan Haruna (Güzelkonak) Karakolu’nun önü. 40 asker oldukça disiplinli bir biçimde dizilmiş. Talimat üzerine pozisyon aldıkları belli olan askerlerden ön sıradakiler çömelmiş. Buraya kadar bir sorun yok.

Belli ki askerler hatıra fotoğrafı çektirmek istemiş. Ancak önlerinde boylu boyunca uzanan 8 ceset, bu resmi “masum” bir askerlik hatırası olmaktan çıkarıyor. Vahşetin,  zulmün, faşizmin resmi haline getiriyor.

Yerde yatan sekiz gerilla. Üzerlerinde işkence izleri, vücutlarında kasaturalarla yaralar açılmış. 40 kişilik asker topluluğunun önünde sergileniyorlar. Bir asker tarafından dijital ortamda yayımlanan bu vahşet fotoğrafı, 19 Eylül günü Özgür Gündem gazetesinde yayınlandı.

Fotoğraftaki cenazeler ise 14 Eylül’de Haruna Karakolu’nda çıkan çatışmada yaşamını yitiren 8 HPG’liye ait. İki gün güneş altında bekletilen cenazeler Güzelkonak İlköğretim Okulu yanında teşhir edilerek, okuldaki çocuklara izlettiriliyor.İbret olsun diye!

Küçücük çocukların yüreğine böyle bir vahşetle korku salmak istemiş asker besbelli. Askerlerini böyle ölü gerillaların arkasında sıraya sokan ordunun başbakanı bu resim çektirilirken “80 şehidimize karşı 500 terörist öldürdük” diyecek, bu vahşete ortak olacaktı.

Biliyoruz ki, bunu ilk defa da yapmıyorlar. Tarih, Türk devletinin buna benzer, sayısız suçuna tanık. Yazmaya kalemlerin yetmeyeceği, defterlerin sığmayacağı bu zulüm hatıralarından yakın zamanda biri daha kazınmıştı beynimize.

Şemzînan’da (Şemdinli) 12 Eylül 2011’de çıkan çatışmanın ardından 2 HPG’linin ayağına ipler bağlanarak sürüklendiğini ve ardından “Vatan bir bütündür, parçalanamaz”, “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazıları önünde teşhir edildiğini gösteren fotoğrafı birçoğunuz hatırlayacaksınız.

İpe bağlanmış iki HPG’linin cenazesi… Arkada ise dağa taşa yazılmış devleti kutsayan bilindik sözler…

Kürtlerin tarih boyunca yaşadığı katliamın devamını gösteren bir kare. Bu kare kendi ülkesinde çekildiği zamanlarda, Başbakan Erdoğan, Suriye’yi kastederek, “Bu denli acımasızca insanların öldürül-düğü bir ülkede özgürlük ve demokrasi olamaz” diyordu. Türk olmaktan mutlu olmayanların,  vatanı “bölmeye çalışanların” malum sonunu ilan ediyor resim.

En azından resmi çekenin amacı bu olmalı.  Rakibini yok ettikten, kendisine zarar vermesini engelledikten sonra bile ona zulmetmeye, parçalamaya devam eden, vahşette sınır tanımayan bir gelenek karşımızdaki.

Kuruluşundan bu yana;  kan, göz-yaşı ve işkence ile ayakta kalan, Türk olmaktan ve itaat etmekten başka yol bulanlara ve bu uğurda dövüşenlere vahşeti reva gören bir devlet gerçekliği söz konusu olan.

Başka bir deyişle düşmanının ölüsünden bile duyulan korkunun yarattığı çaresizliğin hali. Kürt halkının özgürlük tutkusundan duyulan ölesiye korkunun getirdiği korkunç bir düşkünlük…

Romalı General Pompeius’un Spartaküs’ün yoldaşı olan 6000 kişiyi ibret olsun diye yol kenarında çar-mıha gerdirmesi, İskenderiyeli Hypatia’nın özgür bir kadın olarak bilimin ışığıyla karanlığa savaş açtığı için erkek zihniyeti tarafından taşlanarak, derisi yüzülerek öldürülmesi gibi…

Zalimlerin, muktedirlerin zor-baların insan kanı ve emeğiyle ayakta kalan vampirlerin; özgürlük korkusu… Böyle yaparak Kürt ulusunun, imha ve inkara karşı yükselttiği direniş bayrağını indirebileceklerini, zafer umudunu kırabileceklerini hesaplıyor olmalılar.

Ancak her zalimin sonunu getiren yolda böylece daha hızlı adımlarla ilerlediklerini bilmiyorlar. Döktükleri kan onları boğmak üzere bir denize dönüşüyor giderek.

Osmanlı’dan günümüze, Kürt halkına karşı bu yolu hep denediler. Dağ başlarını mesken eylemiş bahar çiçeklerini kopararak, onları ezerek baharın gelişini engelleyebileceklerini sandılar.

Koçgiri’de, Şeyh Sait İsyanı’nda, Ağrı’da, Zilan’da, Dersim’de Kürtlerin bilincine korku ve aman tohumları ekmek istediler. ’90’larda yargısız infazlarla, katliamlarla, köy yakmalarla, insan aklını zorlayan sınırsız bir vahşet ve zorbalıkla Kürt halkına savaş açtılar.

Böylece kendi kuyularını kazdılar. Zira hiçbir halk böylesi bir hakarete sessiz kalamaz. Zulmün kol gezdiği yerde isyandan da söz edilir.

40 askerin önünde yere sere serpe atılmış 8 yurtsever devrimci, sekiz yiğit çoktan gömüldü Kürt ulusunun yüreğine. Onlar, Kürt halkının özgürlük ağacını kanlarıyla suladı. Halkın bilincinde sonsuza kadar ölümsüzleşti.

Savaş çağrıları ve özgürlük düşleri şimdi dostlarının, yoldaşlarının ve Kürt halkının dilinde!

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu