Makaleler

Açlar birlikte yürüdüklerinde

Ortadoğu kazanı taşıyor. Afrika’da esen rüzgar ise çöl fırtınasına dönüşebilir. Cezayir, Ürdün, Libya, Bahreyn, İran, Irak vd. halkları açlığa, yoksulluğa, yok sayılmaya karşı binler, yüz binler, milyonları bulan sayılarla meydanlara çıkıyor, diktatörlerini koltuklarında titretiyor, deviriyor. İnsanca bir yaşam haklarını haykırıyorlar. Bu haykırışla Tunus halkı, 23 yıldır iktidarda olan Abidin Bin Ali yönetimini devirip Bin Ali’yi ülkeden kaçmak zorunda bıraktı. Ardından Mısır halkının mücadelesi, 30 yıllık Hüsnü Mübarek iktidarını devirdi.

Tunus, bölge ülkeleri arasında 12 milyonluk ve eğitimli bir nüfusla göze çarpıyor. Ancak halkının yoksulluğu ve despotik bir devlet yönetimine sahip olmasıyla diğer bölge ülkeleriyle ortaklaşıyor. Mısır’sa bölgenin en büyük ve etkili ülkelerinden biri olması, Arap dünyasının kalbi olarak gösterilmesi nedeniyle ayrı bir yere sahip. Devrilen Mısır yönetiminin ABD ile yakın ilişkisi biliniyor; ABD’nin bölge politikalarını hayata geçirmekte yararlandığı baş aktörlerden biri. İsrail’in güvenliği açısından vazgeçilmez bir unsur. Dolayısıyla ABD devrilen yönetimin ardından Mısır’da oluşturulacak iç dengeleri yakından takip etmekte, çıkarlarıyla ters düşecek bir yönetimin kurulmamasının çabası içerisine girmektedir.

Mısır ve ABD’nin bölge halklarına karşı yaptığı işbirliği Cemal Abdülnasır’ın 1970’te ölümünden sonra yerine geçen Enver Sedat yönetimi dönemine denk gelir. Enver Sedat 1948’de kuruluşunun ilanından sonra Mısır’ın defalarca savaşa girdiği İsrail ile 1978’de Camp David Barış Anlaşmasını imzalamıştır. (Bu anlaşma en başta Filistin halkının Siyonist işgale karşı verdiği mücadeleyi olumsuz etkilemiştir.) Yine İsrail’i tanıyan ilk Arap devleti olmuştur. Camp David Anlaşması Arap ülkeleri ve Mısır halkında büyük tepkilere neden olmuş, Enver Sedat Arap davasına ihanetle suçlanmıştır. Velhasıl Enver Sedat iktidarı, kendisinin 1981’de resmi bir geçit sırasında ordu mensubu bir subay tarafından öldürülmesiyle sonlanmıştır. Hüsnü Mübarek, Enver Sedat’ın yerine geçmiş, o da Sedat gibi Ortadoğu’da ABD ve İsrail işbirlikçiliğini sürdürüp güçlendirmiştir. Bu sayede bugün ABD’nin İsrail’den sonra en fazla (1.3 milyar dolar) mali desteğini alan Mübarek, bu desteği kendi iktidarını güçlendirmek için kullanmış, (Bugün Mübarek ve ailesinin 70 milyar dolarlık servete sahip olduğu söylenmekte.) halkının yüzde 40’ını günlük 2 dolar gibi bir gelirle yaşamaya mahkum etmiştir.

1967’den bu yana olağanüstü halle yönetilen Mısır’da halk nihayet korku zincirini kırdı. Mısır, Tunus’ta başlayan kitle gösterilerinin etkisini gösterdiği zincirin ilk halkalarından oldu. 25 Ocak’ta başlayan kitle gösterileri milyonları Tahrir Meydanı’nda toplamış, Mübarek’in ABD icazetli manevralarını ısrarlı mücadeleleriyle boşa çıkarmış, 18 günlük sürecin sonunda Mübarek’i koltuğundan indirmeyi başarmıştır. Ancak Mübarek’in sadece bir isim olduğu, sistemin esas olarak olduğu gibi devam etmekte olduğu unutulmamalıdır.

Şimdi yönetim yetkisini ordu aldı. Parlamento feshedildi. Ordu demokratik geçiş sürecinin yöneticiliğini üstlendiğini söylüyor. Ancak ordunun ABD ve Siyonist İsrail’le yürüttüğü görüşmeler, Mısır’ın daha önce imzaladığı bütün anlaşmalara sadık kalınacağı beyanı, ABD’li yetkililerin Mısır halkının yanında olduğu gibi ikiyüzlü açıklamaları, Mısır’la ilişkilerinin olduğu gibi iyi devam edeceğini, Mısır’a mali destekte bulunacağını açıklaması bahsedilen “demokratik geçiş”in rengini anlatır niteliktedir. Yine de hem emperyalistler hem de sistemden nemalananlar diken üstünde. Zira verilen vaatler halkın meydanları terk etmesine yetmedi ve taleplerinin takipçisi durumunda. Ayrıca yaşanan hareketliliğin, hem Mısır hem de bölge ülke yönetimleri için neye evrileceği noktasındaki belirsizliğini koruyor.

Egemenler mevcut yönetim anlayışlarıyla devam edemeyeceklerinin farkındalar. Süreci kontrol etme, çıkarlarına uygun iktidar yapıları kurma noktasında başarısızlığa uğrayabilecekleri de ihtimal dahilinde. Buna rağmen açlık, yoksulluk, yok sayılmaya karşı meydanlara çıkan ülke halklarının hareketinde sınıf bilinçli unsurların etkisinin-gücünün sınırlı olmasından umutlanıyor olmalılar.

Tunus ve Mısır örneğinde halk birlikte yürüdüklerinde diktatörleri tahtlarından indirebileceklerini yeniden gördü. Yaşam onlara daha fazlasını, sınıf bilinçli bir örgütlülükle kendi iktidarlarını da kurabileceklerini, kan ve gözyaşının çıkıp açlık ve yoksulluğun olmadığı bir dünyanın kapısını aralayabileceklerini de gösterecektir…

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu